Lieutenant Scheisskopf longed desperately to win parades and sat up half the night working on it while his wife waited amorously for him in bed thumbing through Krafft-Ebing to her favorite passages. He read books on marching. He manipulated boxes of chocolate until they melted
in his hands and then maneuvered in ranks of twelve a set of plastic cowboys he bought from a mail-order house under an assumed name and kept locked away from everyone’s eyes during the day. Leonardo’s exercises proved indispensable. One evening he felt the need for a live and directed his wife to march around the room.

“Naked?” she asked hopefully.

Lieutenant Scheisskopf smacked his hands over his eyes in exasperation. It was the despair of Lieutenant Scheisskopf’s life to be chained to a woman who was incapable of looking beyond her dirty, sexual desires to the titanic struggles for the unattainable in which noble man could become heroically engaged.

“Why don’t you ever whip me?” she pouted one night.

“Because I haven’t the time,” he snapped at her impatiently. “I haven’t the time. Don’t you know there’s a parade going on?”

“That Lieutenant Scheisskopf,” Lieutenant Travers remarked. “He’s a military genius.”

“Yes, he really is,” Lieutenant Engle agreed. “It’s a pity the schmuck won’t whip his wife.”

“I don’t see what that has to do with it,” Lieutenant Travers answered coolly. “Lieutenant Bemis whips Mrs. Bemis beautifully every time they have sexual intercourse, and he isn’t worth a farthing at parades.”

“I’m talkin’ about flaggelation,” Lieutenant Engle retorted. “Who gives a damn about parades?”

From the novel “Catch-22″.

Other blog entries related to the novel (in Turkish):

- Catch-22, Hindistan’da Diller, Davetsiz Misafir, Hayalet Gemi, Csound

- Catch-22 ve IBM

“There are two paths a samurai can walk: that of a clan member, and that of a ronin, a lonely warrior. The former is highly esteemed in Japan, the latter is bitterly detested.

The despised warrior without a clan is viewed by clan people as a hungry wolf, roaming through the country, with no ties or obligations, no duties or support, no protection, no respect for people’s material well-being. Despite his virtuosity as a swordsman, a lone fighter is unable to withstand gangs or clansmen eager to fight. His readiness to die could be tested any time: not in a great battle between two mighty clans where he might die a famous hero but in trifling rows over a mouthful of rice or a sip of sake. If a ronin wants to survive, he must, wherever he goes, remain extremely careful. He has no social status whatsoever and is not respected by anybody. People treat him with the same level of caution as they would a wild animal that attacks whenever frightened.

Most of these ronin aren’t happy with their destiny. They spend most of their time struggling to ingratiate themselves with anybody who would accept them, hoping for a clan in need of warriors. They are cursed with shabby clothes and inadequate food, longing for the honour and security of a clan member.

If only those destitute samurai could view their situation without prejudice! They might see that, at the cost of tolerable poverty, they have acquired a rare treasure: freedom.

They are free to cognise the world, free to discover and fulfil the true purpose of man. They can toughen themselves in the wilderness; they can study budo wherever a master is available; they can visit monasteries and practice meditation.

The price they pay for liberty is the occasional empty stomach, a little poverty and loneliness. But it is not easy to rid yourself from the henchman’s crushing burden.”

Translated from: Thomas Preston, Samurai-Geist - Der Weg eines Kriegers in den japanischen Kampfkünsten, Leimen/Heidelberg 1991, Kristkeitz Verlag.

Listen to RONIN and think about the meaning.

Open source tools have recently reached a level of maturity which makes them suitable for building large-scale real-world systems. At the same time, the field of machine learning has developed a large body of powerful learning algorithms for a wide range of applications. Inspired by similar efforts in bioinformatics (BOSC) or statistics (useR), our aim is to build a forum for open source software in machine learning.

Check out the awesome ML site mloss.org

Getting Things Done combined with Zen Habits:

http://zenhabits.net/2007/09/haiku-productivity-the-fine-art-of-limiting-yourself-to-the-essential/

The 33 Variations on a waltz by Anton Diabelli Op. 120, commonly known as the Diabelli Variations, is a set of variations for the piano written between 1819 and 1823 by Ludwig van Beethoven on a waltz composed by Anton Diabelli. One of the supreme compositions for the piano, it often shares the highest honours with Bach’s Goldberg Variations. Pianist Alfred Brendel has described it as simply “the greatest of all piano works.” It also comprises, in the words of Hans von Bülow, “a microcosm of Beethoven’s art.” Or, as Martin Cooper writes in Beethoven: The Last Decade 1817 - 1827, [1] “The variety of treatment is almost without parallel, so that the work represents a book of advanced studies in Beethoven’s manner of expression and his use of the keyboard, as well as a monumental work in its own right.”

Şimdi Emre Elivar‘dan söz konusu eserin yorumunu dinlemeyi çok isterdim.

Kısa dönem olarak çıktığım yer:

Amasya: 15. Piyade Eğitim Tugayı Komutanlığı

Bilgi İşleyen Makine Olarak Beyin 2008 etkinliğinde dikkatimi çeken konuşmalardan birini de Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Müh. bölümünden Prof. Dr. Cem Say her zamanki eğlenceli ve akıcı üslubu ile gerçekleştirdi. Kuramsal bilgisayar biliminin insan zihnine dair neler diyebileceğine değinen Say’ın konuşmasında benim açımdan kritik kısım, UC Berkeley felsefe bölümünden Prof. Dr. John Searle‘ün Çince odası argümanını ele alması ve buradan “bir şeyi (mesela Çinceyi) gerçekten anlamak ne demektir?” problemine geçmesi idi (söz gelimi bir oda, bir bilgisayar programı yahut çarklardan, motorlardan ve yazıcılardan oluşmuş bir makine Çinceyi gerçekten anlıyor diyebilir miyiz sadece girdi / çıktı performansına bakarak?).

Bu konular bağlamında Say’ın konuşmasından daha önce duymadığım iki isim öğrendim, Çince odası argümanına yapay zekâ ve karmaşıklık kuramı açısından yaklaşan ve ‘gerçekten anlamak’ üzerine kafa patlatmış olan: Bunlardan biri Carnegie Mellon üniversitesinden Prof. Dr. Manuel Blum. Blum’un yakın dönem yayınları arasında bulunan “Toward a High-level Definition of Consciousness [PPT]” başlıklı sunumu kuramsal bilgisayar bilimi ve karmaşıklık teorisinden yola çıkarak anlayan (bilinci olan?) bir sistemin sağlaması gereken şartları ortaya koymaya çalışıyor. North Texas üniversitesinden Prof. Dr. Ian Parberry‘nin “Knowledge, understanding, and computational complexity” başlıklı makalesi de yine Searl’ün Çince odası argümanını ele alıp birtakım itirazlar getiriyor bilgisayar bilimleri açısından argümandaki hatalı olduğu düşünülen noktalara işaret edip kuramsal açıdan ‘anlayabilen ve zeki’ sistemler geliştirilmesini engelleyen bir şey bulunmadığını göstermeye çalışıyor.

Not: Yukarıdaki eserlerin linklerine ulaşmamı kolaylaştıran Computational Complexity Blog‘una teşekkürler.

Gavyn Davies’in The Guardian’da 20 Temmuz 2006, Perşembe günü yayınlamış, “Gavyn Davies does the maths - How a statistical formula won the war” makalesinin çevirisidir *:

“Matematiksel çıkarım hakkında sevdiğim bir hikaye anlatacağım. Seviyorum çünkü gerçek olduğu söyleniyor ve II. Dünya Savaşının sonucuna etki etmiştir (her ne kadar küçük olsa da). Bu hikaye, müttefiklerin casusluk şebekesinin başarısız olduğu bir konuda basit bir istatistiksel formülle düşmanın tank üretiminin nasıl tahmin edildiğinin hikayesidir.

1941-42 yıllarında müttefik kuvvetleri ABD ve İngiliz tanklarının Alman Panzer tanklarına kıyasla daha yüksek savaş gücü olduğunu biliyordu ancak müttefiklerin Almanların yeni tasarladıkları IV ve V model tankların yetenekleri konusunda endişeleri vardı. İşin kötüsü düşmanın bir yıl içinde o tanklardan ne kadar üretebileceğini de bilmiyorlardı. Bu bilgi olmadan Avrupa’nın batı cephesi üzerinden işgalinin başarıya ulaşıp ulaşamayacağı konusunda kesin bir fikir sahibi olamazlardı.

Problemi çözmenin bir yolu bu soruyu istihbarat servislerine sormak ve onların da gizlice Alman fabrikalarını gözetlemeleri veya savaş alanındaki tankları saymaları idi. Hem İngilizler hem de Amerikalılar bunu denediler ancak istihbarat birimlerinden gelen rakamlar güvenilir değildi ve çelişkili sonuçlar çıkıyordu. Bu yüzden aynı soruyu istatistik uzmanlarına sormaya ve tank üretim tahminlerinin daha hassas şekilde belirlenip belirlenemeyeceğini görmeye karar verdiler.

İstatistikçilerin elinde bir anahtar bilgi parçası vardı bu da ele geçrilmiş model V tanklarının üzerindeki seri numaralarıydı. İstatistikçiler, Almanların Alman oluşlarından ötürü mantıklı davranıp tankları üretim sırasına göre numaralandırdıklarını düşündüler. Bu çıkarım doğru çıktı. Bu sayede herhangi bir anda Almanların ürettikleri toplam tank sayısına dair matematiksel bir tahminde bulunabileceklerdi.

Temel fikir şuydu: Ele geçirilen tankların üzerindeki en büyük seri numaradan yola çıkarak tüm tank sayısını hesaplamak mümkündür. Alman tankları 1, 2, 3, …, N şeklinde numaralandırılıyordu, N üretilen son tankın seri numarası yani toplam tank sayısı idi. Müttefiklerin beş tank ele geçirdiğini var sayalım ve bunların üzerindeki seri numaralar da sırası ile 20, 31, 43, 78 ve 92 olsun. Bu durumda ellerinde beş elemanlık bir örneklem vardır ve en büyük seri numarası da 92‘dir. Örneklem büyüklüğüne S, en büyük seri numaraya da M diyelim. Çeşitli sayı serileri ile uğraşan istatistikçiler sonunda tank sayısını tahmin etmek için (M-1) x (S+1) / S formülünün yeterince iyi olduğuna karar verdiler. Yukarıdaki örneği ele alırsak bu (92-1) x (5+1) / 5 demektir ve bu da 109.2 sayısına eşitir. Dolayısı ile o esnada üretilen tank sayısı 109 olmalıdır.

Bu formülü kullanan istatistikçiler, Almanların 1940 Haziranı ile 1942 Eylülü arasında ayda 246 tank ürettiklerini rapor ettiler. O sırada istihbarat servisi ise aylık tank üretim miktarını 1.400 olarak tahmin ediyordu. Savaştan sonra müttefik kuvvetler Alman üretim kayıtlarını ele geçirdiler, söz konusu üç sene boyunca üretilen tank sayısının aylık 245 olduğunu gördüler, yani neredeyse istatistikçilerin tahminlerinin aynısı ve istihbarat servisinin öne sürdüğü tahminin beşte biri.

Cesaretlenen müttefikler batı cephesinden 1944 yılında saldırıya geçtiler ve Berlin’e giden yolda Panzerlerin hakkından geldiler. Ve işte böylece istatistikçiler savaşı kazandı - kendi tahminelerine göre, her oranda.”

*: Bu yazıyı makine öğrenme yöntemleri ile ilgili güncel linkleri tararken denk geldiğim istatistikçi Rolf Turner‘ın sayfasında fark ettim. Ekonomist Gavyn Davies, 1976 - 1979 yılları arasında İngiltere başbakanının ekonomi ve politika danışmanı olarak çalıştıktan sonra BBC de dahil olmak üzere pek çok kurumda görev almıştır. Davies bir süredir The Guardian gazetesinde bir sütunda yazmaktadır ve makalelerine buradan erişilebilir.

Alan Turing’in ses kayıtlarını ‘kazara’ (!) kaybetmiş BBC’den hazzetmesem de bir başka ustanın, büyük romancı Virginia Woolf‘un 71 yıllık ses kaydını muhafaza ettikleri ve herkesin erişimine açtıkları için sevindim:

Virginia Woolf: “Words Fail Me”, 29 Nisan 1937, BBC stüdyoları, “a eulogy to words”, 7:29

The Wave in the Mind: Talks and Essays on the Writer, the Reader, and the Imagination” kitabı ile beni bu kayıttan haberdar eden Ursula K. Le Guin’e teşekkürler!

“İngilizce düşünceyi iletmek için tasarlanmış en büyük dildir.”

Ben demiyorum, James Kilpatrick isimli bir gazeteci demiş “Why do we study grammar?” başlıklı makalesinde.

Bunun üzerine Language Log sakinlerinden birkaç dilbilimci şaşırdığım bir sakinlik ve güleryüzlülükle Kilpatrick’in makalesindeki saçmalıkları ele almışlar dile ve dil kullanımına dair:

The values of “correct grammar”

Modesty, hod-carrying, everything but relevance

James Kilpatrick, linguistic socialist

The non-existence of Kilpatrick’s rule

Aklıma Türkçenin “mükemmel, matematiksel, vs. vs.” bir olduğundan bahseden Türkler geldi. Bu Türklerin bir kısmı “Türkçe elden gidiyor, İngilizcenin hakimiyetine giriyor, torunlarımızla anlaşamayacağız, mahvolduk!” derken benzer sözlerin İngiliz ve ABDlilerin bir kısmı tarafından da sarf edildiğinin farkındalar mıdır acaba? Evet, “Eyvahlar olsun, İngilizce elden gidiyor, grameri de bozdular, torunlarımızın konuştuğu İngilizceyi artık nerede ise anlayamayacağız, kültürümüz işgal altında!” diyen ‘yabancı’ sayısı da az buz değil doğrusu. Bu durumda ya eğlenceli bir paradoks ile karşı karşıyayız yahut ‘insan’ dediğimiz canlı türü gittikçe aptallaşıyor yahut… eh, gerisi okura egzersiz olarak bırakılmıştır ;-)

On June 23rd and 24th, Numenta is holding a workshop to teach and discuss the concepts around Hierarchical Temporal Memory, and the Numenta Platform for Intelligent Computing:

The Numenta HTM Workshop is targeted at a technical audience, principally software developers who are developing HTM networks, or people who are interested in learning to work with HTMs. The Workshop will kick off with an evening reception on Monday, June 23, and then will run from 8:00am until 9:00pm on June 24. The agenda will include a keynote by Jeff Hawkins, seminars by Numenta engineers, presentations by Numenta partners, poster sessions, birds-of-a-feather gatherings, and open lab time. Since the Workshop will presume basic knowledge of HTM theory and of the NuPIC Platform, we are offering a jumpstart program on June 23rd at no additional charge.

We welcome your participation in this developer program. We have room for a few student volunteers, and we invite developers working in the field to present a poster, or to propose a “lightning round” talk.

Information on signing up for the Workshop, as well as how to participate, is included here: http://www.htmworkshop.com . We have limited capacity, so be sure to sign up early!

Be sure to check out Numenta Education Materials website, too!

Dear all,

Prof. Dr. Cem Bozşahin of METU Cognitive Science Department will be giving a talk on April 4th (Friday). Below you can find the title and the abstract of his talk. If you are planning to attend this talk, please send a reply to me as soon as possible with an indication of what would be a good time for you, so that I can arrange a suitable room and time for the talk:

E-mail address: aeminorhan at gmail com

“What do we parse when we parse?” by Prof. Dr. Cem Bozşahin, METU Cognitive Science Department

We parse strings of course, but what are in the strings? Words (known or unknown), affixes, clitics, tones, pitch contours, pitch accents, stress, syllables, interjections, noise and perhaps more. The amazing aspect is that parsing is almost like a reflex (try turning it off if you are a skeptic), and interpretation of the string (right or wrong) is immediate. Linguistic theories have to come to grips with these facts for their notion of computation to be acceptable by computationalist standards: fast, efficient, simple, effortless, robust, transparent and experience-driven processing. Computationalists on the other hand should realise that this is not possible without something turning the whole affair into a very guided search problem for the child, i.e. a bias, and linguists think that’s the principles of universal grammar.

In this talk, I will briefly describe what Combinatory Categorial Grammar (CCG) offers to conceive theory of competence and performance in a single package. Unlike multi-structural theories, and somewhat unexpectedly, it suggests that anything that bears on compositional semantics of strings can be reflected on lexicalized syntactic types as long as we conceive the types as things that are ultimately semantic in nature. It claims that human languages are type dependent, rather than structure dependent. Hence all these aspects are assumed to be diverse semantic constraints on a single dynamic aspect of grammar, its syntactic types. The theory suggests novel alternatives to perennial linguistic problems, such as unbounded extraction, crossing dependencies and flexible constituency, and to computational problems such as efficient parsing under ambiguity and learning. Its computational tractability and learnability make it a good candidate for wide-coverage parsing.

-ChanServ- [##neuroscience] Induced Pluripotent Stem Cells (IPSCs) seminar by RelentlessRogue this Sunday 30th March, 22:00 GMT / 18:00 EST

If you live in Istanbul that means: March 31, 01:00 AM

Prepare your favorite IRC client (mIRC, Chatzilla, whatever) and connect to freenode.net IRC server and join ##neuroscience channel.

##neuroscience wiki is available at: http://neurosci.wikidot.com/

Invictus

Out of the night that covers me,
Black as the Pit from pole to pole,
I thank whatever Gods may be
For my unconquerable soul.

In the fell clutch of Circumstance
I have not winced nor cried aloud.
Under the bludgeonings of Chance
My head is bloody, but unbowed.

Beyond this place of wrath and tears
Looms but the Horror of the shade,
And yet the menace of the years
Finds, and shall find me, unafraid.

It matters not how strait the gate,
How charged with punishments the scroll,
I am the master of my fate:
I am the captain of my soul.

Askerlik için yola koyulmadan önce aldığım en güzel hediyelerden biriydi belki de William Ernest Henley‘nin bu şiiri.

“A library is a focal point, a sacred place to a community; and its sacredness is its accesibility, its publicness. It’s everybody’s place. I remember certain libraries, vividly and joyfully, as my libraries — elements of the best of my life.” - Ursula Kroeber Le Guin

Bir üniversiteyi üniversite yapan en değerli ve önemli bileşenlerden birinin kütüphane olduğunu biliyorum. 44. kütüphane haftası yaklaşırken 8 senedir çalışmakta olduğum İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kütüphanesine, oradaki tüm vefâkar ve cefakâr çalışanlara bir şeyler yazmak istemiştim askere gitmeden önce. Le Guin’in “The Wave in the Mind: Talks and Essays on the Writer, the Reader, and the Imagination” başlıklı kitabının “My Libraries” bölümünün girişinde yukarıdaki sözleri görünce işin kolayına kaçayım ve bırakayım Le Guin duygularıma tercüman olsun dedim.

Yaklaşık 2 hafta sonra başlayacak zorunlu askerlik görevim boyunca ne kadar kitap okuyabileceğim bilmiyorum. Döndüğümde neyle karşılaşacağım bunu da bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum ki gönüllü kütüphanecilik görevlerini mükemmel şekilde gerçekleştiren, her zaman güleryüzle bana ve arkadaşlarıma yardımcı olan, hayatımızı sessiz sakin kolaylaştıran ve hemen hiç sorun çıkmadığı için çoğu kişinin fark etmediği kütüphaneci dostlarımı asla unutmayacağım.

Daha önce üçüncüsünü duyurduğumuz [1, 2] Bilgi İşleyen Makine Olarak Beyin konferansının dördüncüsü bu sene 4 ve 5 Nisan 2008 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi, Albert Long Hall’da gerçekleştirilecek. Katılım bedelsiz ve konu ile ilgilenen herkese açık.

http://www.beyin.org.tr/ adresinden konferans programının detaylarına erişmek mümkün.

Konferansta ele alınacak konulara dair birkaç örnek vermek gerekirse:

- Beyin ve müzik ilişkisi.
- Beyin ve yaratıcılık.
- Zihin mimarisi.
- Kuramsal bilgisayar bilimi ile beyin ve zihin arasındaki ilişki.
- Düşünen makineler ve yeni bir metafizik tasarım olarak yapay zekâ.
- Beyin bilgisayar arayüzleri.
- Düz yazı kurgu üretimi.
- Türkçede duygusal ve anlamsal değerlendirme.
- Sosyal semantik web.
- Türkçede pekiştirme sıfatlarının bilgisayar öğrenmesi ile incelenmesi.
- Homo sapiensten homo propriosapiense geçişte bilgisayar.
- Zihinsel sözlük araştırmalarına genel bir bakış.
- Anadil ve yabancı dilde tümce işleme.

Türkiye’deki ilk tamamen Internet tabanlı işletme yüksek lisansı eMBA’nın altyapısını 8 senedir başarı ile yürüten ve geliştiren ekibimiz bir süredir Bilgi Üniversitesinin lisans seviyesinde ders destek sistemi olarak denediği Blackboard Online Learning System ile de uğraşmakta. Java tabanlı Building Block teknolojisi ile genişletilebilen Blackboard’a bir Türkçe yazım denetimi ‘building block’u eklemeye ve bunu da açık kodlu Zemberek sistemini kullanarak yapmaya karar verdik. Bu çalışmanın sonuçları Mayıs ayında İngiltere’nin Manchester kentinde düzenlenecek olan BbWorld Europe ‘08 etkinliğinde ekip üyelerinden Ferhat Can tarafından sunulacak. 15 Mayıs 2008 Çarşamba sabahı gerçekleştirilecek olan sunumun özeti aşağıdaki gibidir:

Turkish Spellchecker and Text Analysis Building Block
10:15 AM - 11:05 AM

Speakers:
Ferhat Can, Software Developer, Istanbul Bilgi University

Turkish language, unlike English or German, presents unique challenges for natural language processing. We are going to share our experiences in developing a building block that enables Turkish spell checking and show how that block also enable users gather statistical data regarding content items. The target audience of this session will be mainly Blackboard developers and system administrators but Blackboard instructors are also welcome to learn the capabilities of the system.

Applicable to Users of All Products, Blackboard Community System, Blackboard Content System, Blackboard Learning System – Basic License, Blackboard Learning System – CE Basic License (Formerly WebCT Campus Edition Focus License), Blackboard Learning System – CE Enterprise License (Formerly WebCT Campus Edition – Institution), Blackboard Learning System – Enterprise License

Topics
Extending Blackboard with PowerLinks or Building Blocks

Bilgi University eMBA Team @ BbWorld Europe ‘08 Manchester

CALL FOR PAPERS

The 2008 ACM SIGPLAN Workshop on ML

Sunday, September 21, 2008
Victoria, British Columbia, Canada
To be held in conjunction with ICFP 2008

http://www.kb.ecei.tohoku.ac.jp/ml2008/

IMPORTANT DATES:

Submission deadline: Monday, June 23, 2008
Notification of acceptance: Friday, July 18, 2008
Final revision due: Monday, July 28, 2008
Workshop: Sunday, September 21, 2008

GOALS OF THE WORKSHOP:

ML is a family of programming languages that includes dialects known as Standard ML, Objective Caml, and F#. The development of these languages has inspired a large amount of computer science research, both practical and theoretical. This workshop aims to build on previous occasions (recent instances are ML 2005 in Tallinn, Estonia,
2006 in Portland, Oregon, and 2007 in Freiburg, Germany), providing a forum to encourage discussion and research on ML and related technology.

The 2008 Workshop on ML will be held in conjunction with the 13th ACM SIGPLAN International Conference on Functional Programming (ICFP 2008) in Victoria, British Columbia, Canada on Sunday, September 21, 2008.

This year we extend the scope of the workshop from ML itself to technologies closely related to ML (higher-order, typed, or strict
languages) and invite high-quality papers in all areas of crucial importance for the future of ML.

(more…)

“Eğitim tasarımcısı (Instructional Designer) ülkemizde yeni yeni kullanılan, oysa yurtdışında uzun zamandır bilinen bir uzman türü. Öyle ki hayatını bir eğitim tasarımcısı olarak sürdüren Reuben Tozman, e-Magazine dergisinde yayınlanan “Yeni Nesil Eğitim Tasarımcıları” isimli bir makale kaleme almış. Ülkemizde daha tam olarak ne işle iştigal ettikleri bilinmezken, bazı coğrafyalarda eski tipte eğitim tasarımından vazgeçilmesi gerektiğine dair bir makele görünce, derhal bu makaleyi okuyup paylaşmak kaçınılmaz oldu.

Tozman’ın makelesi aslında oldukça dağınık bir makale. Belki 2-3 makalede anlatılması gereken iddia ve/veya yorumları bir makeleye sığdırmaya çalışmasa daha derli toplu bir makele olur, iddia daha seçik olarak verilebilirdi. Buna rağmen, bizler için önemli olabilecek bir kaç nokta öne çıkıyor…”

Memduh Er’in yazısının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Karmaşık toplumsal yapılarda ortaya çıkan işbirliği, tekel, düşmanlık, intikam, vb. sosyal etkileşimleri çok basit matematiksel fikirler ve bunların uygulaması olan bilgisayar programları ile modelleyip kendi hayatımız ve eylemlerimize dair işe yarar stratejiler geliştirebilir yahut çeşitli stratejileri test edebilir miyiz?

Oyun teorisi denen araştırma alanını duyalı çok olmuştu ama benim açımdan her şey belki de Hofstadter’in “Metamagical Themas: Questing for the Essence of Mind and Pattern” kitabındaki “The Evolution of Co-operation” tanıtımı ve eleştirisi ile başladı. Ardından Axelrod’un bu harikulade kitabını alıp okudum ve böylece “Iterated Prisoner’s Dilemma” gibi basit bir fikirden yola çıkarak karmaşık toplumsal stratejilerin nasıl güçlü şekilde bilgisayar ortamında modellenebileceğini öğrendim. Bu modelleme çalışmasında “göze göz dişe diş” olarak da nitelendirilebilecek, sadece 4 satırlık bir kural dizisinden ibaret “Tit for Tat” isimli stratejinin hemen her durumda dengeli, kararlı ve kazançlı bir strateji olabileceğinden yola çıkarak yapılan yorumların doğrudan günlük hayatıma uyarlanabilirliği beni bir hayli heyecanlandırdı.

I. Dünya Savaşındaki cephe çatışmalarında birbirlerini öldürmemeyi öğrenen ‘düşman‘ askerlerinin hangi şartlar altında bu hayatta kalma stratejisini sürdürebildiklerini keşfetmek benim için önemli bir deneyim oldu. Dominant ve stabil stratejinin hayatta kalmayı desteklemesi, “Tit for Tat” ile benzerliği ve bunun gerçekleşmesi için tarafların dost olmalarına gerek olmayışı (ve bunu bozmak için tedbir alan subayların çabaları) bana çok şey anlattı.

Ardından bilgi bilgiyi çekti ve Julia Mandelbrot’un önerileri üzerine “Co-opetition“, “Thinking Strategically: The Competitive Edge in Business, Politics, and Everyday Life” ve “Competitive Strategy: Techniques for Analyzing Industries and Competitors” isimli kitaplar da ilaç gibi geldi ve oyun teorisinin hemen her türlü iş dünyası probleminde nasıl kullanılabileceğini gördüm. Ayrıca yukarıda bahsi geçen ‘Iterated Prisoner’s Dilemma’ bağlamında iyi bir strateji olarak Axelrod tarafından öne sürülen ‘Tit For Tat’in ne gibi dezavantajları olabileceğini de yine bu eserlerden okuma şansına kavuştum.

En önemli ikinci araştırma problemi gerçekten de işbirliği modelleme midir bilmiyorum ama oyun teorisi ve ‘iterated prisoner’s dilemma’ gibi güçlü fikirleri NetLogo gibi programlama ortamları ile birleştirip çeşitli stratejilerin farklı ortamlardaki performanslarına dair fikir edinmek artık Axelrod’un 80′lerdeki çalışmalarına kıyasla çok daha kolay gibi.

Next Page »